10 Ekim 2009 Cumartesi

DÜNDEM :)



Merhaba Güncem;
Biliyorum seni yine bu aralar ihmal ettim. bu konuda çok üzgün olduğumu belirtmek isterim. Fakat haklı sebeplerim vardı:) dersler yoğundu, yeni eve taşındım. internet problerim oldu, akademik dönem başladı vs..1 saat önce gündemi yazmak için bloğa girdim, ve oyalarınırken gündemin gündem değil artık dündem olduğunu anladım. dolayısı ile böyle bir başlık yazdım sana...;)

Pekii Dündem de neler oldu şöyle bir genelden özele gidelim.
en geneli olarak ilk sırada, TÜrkiye ve Ermenistan arasında yapılan protokol antlaşması yer alıyor. antlaşmada çıkan sonuçlar ise : iki ülke arasında sınırların açılması ve iki ülkenin arasında, dış işleri bakanlarıkları tarafından düzenlenen düzenli istişarelerin olması.

bu iki madde ileride türkiye'nin dış siyasetine neler kazandıracak ya da kaybettirecek göreceğiz fakat ben bu antlaşmayı çook olumlu buluyorum. birincisi artık normalleşmeye dayalı adımlar, ikincisi iki tarafında toprak bütünlüğünü korumaya die bir protokol var ki, bu bana göre artık toprak talepleri olmayacak. ki zaten sınırların açılması ekonomik anlamda Türkiye için fazla etkili olmayacak ama özellikle Ermenistan için önemli ticaret kapıları açılacak. ama Türkiye'nin en önemli yanlışı bu ikili görüşmenin içinde Azerbaycan'nın olmaması idi. Azerbaycan a atılan bir çelme oldu bu antlaşma.Bu antlaşmanın Avrupa ve Amerika'nın etkilerini görmemek ise imkansız. Umarım bu antlaşmadan Türkiye hiç zarar geçirmez diyerek özel dündem e devam ediyorum.

Bugün emine ablam'ın kına gecesi vardı. çok eğlendik, fakat birbirimize sarılınca çok ağladık. kim bu emine diyer sorabilirsin? onunla 6 ay beraber kaldık, senelerden beri kanbağı olan en çok sık görüştüğüm akrabalarımdan bir tanesi. bana çok güzel yemek yapardı. beraber filmler izlediğim, güldüğüm eğlendiğim hatun.artık bizi bırakarak moldova'ya gidiyor.. ya güncecim toplumda ki stereotype lardan bir tanesi de ,bir kız ile bir erkek evlenince neden erkek kızı istediği yere götürüyor da kız erkeği istediği yere götürmüyor??:)
Bence bunu tartışma konusu olarak sunmalıyız??? mesela,eğer ben bir gün evlenirsem İstanbulda kalmak istiyorum, bu yüzden bir erkeğe bağlı kalmak cık cık!!!! benim şartlarıma uyacak bir erkek ancak gerçek bir erkek olabilir. çünkü bu kadar şartları kaldırmak bir çok erkek için kolay olmasa gerek:))))

Diğer bir Dündem ise, kına dan çıkar çıkmaz hemen kendimi cevahire attım, ev arkadaşımız Rabia'nın bugün doğumgünüydü muzlu pasta, ve çok hoş bir hırka aldım, alışveriş merkezine gelmiş bir fırsatı değerlendireyim dedim ve bide kendime gri converse aldım.Sence şu dünya'da converse kadar rahat bir ayakkabı var mı?? tartışmaya açmak lazımm. bence kesinlikle YOOOKK, cONVERSE İS THE MY HERO:ddd kısa bir reklamdan sonra konuya devam edelim:))
Eve geldim. mumlar maytaplar eşliğinde saliha merve, tuba,Betül, ben ve sena İYİ Kİ DOĞDUUN RABİAAA DİE HAYKIRDIK.:))) partamızı yedik çaylarımız içtik, masa baiı yapılan klasik kahkalarla dolu sohbetimizin ardından Rabia'nın 3G sini alarak sana bağlandım. kıza 15 dakika dedim, 2 saat oldu, neyse ki TTnet pazartesi lütfederse salı neti açacakmış. abiii kaç gün oldu başvuralı internet daha açılmadı, ahaa buraya da yazıyorum TTNET benim için bitmiştir, bir daha da almam:)
SON olarak Türkiye Milli Takımız Belçika'ya dağılarak Dünya KUpasına havlu attı. Fatih Terim istifa etti. Yakışmadı sana Türkiyem!!!:(((

12 Eylül 2009 Cumartesi

YİNE YENİ BİR DÖNEM

Evet, yarın yeni evime taşınıyorum güncecim, yeni ev ardaşım kankam merve. umarım çok güzel bir yıl bizi bekliyor olacak. Bununla birlikte, yine uzun bir tatilin ardından, üniversitede yeni akademik yıla başlıyorum. kayıt döneminde üniversiteye gittiğim zaman anladım ki; hocalarımı, arkadaşlarımı, santralin o güze havasını çok özlemişim. Şaka gibi güncem yaaaa, mezun oluyorum 2010 yılında mezuunnn:)ya açıkçası sana bir şey itiraf edeyim mi güncecim, ya ben mezun olunca ne yapacağım çok merak ediyorum:)))) 4 yada 5 tane şık var . Tabii bunu ancak Allah bilir ama tahminlerime göre:
a) Yurtdışı yada yurtiçi bir üniversitede akademik hayatıma, yüksek lisansa devam edeceğim.
b) Köklü bir şirkette PR danışmanı olarak göreve başlayacağım.
C) Psikoloji okumaya yada çalışmalara devam edeceğim
d) işsiz halkasına eklenip evde oturacağım.( Allah'ım sen koruu:))) düşünmemiş kabul edilelim
e) Diğerleriii

işte böyylee.Rabbim Hakkımda hayırlı olani nasip etsin diyorum.

Şu an Gebzedeyim, Yarın şirket şöförü beni ve eşyalarımı istanbula eve bırakacak, ya amaaa yarında yağmur devam edecek diyorlar. İnşallah sele falan yakalanmadan giderim. yenii bir macera yaşamak istemiyorum. bu arada bahçeşehir silivri halkalı felaketmiş.Özellikle Kilyos'ta insanları kepçeler taşıyormuş.. Gerçi ben levent'te olacağım ama olsun. Orada yaşayan insanlar için hayat şartları Çok zordur. Allah yardımcıları olsun.
Dün sabah sahuru yapıp yeni uyumuştum ki annemin teli çaldı. Dayım aramış, 4.9 şiddetinde Konya yine sallanmış. bu sefer Kuzen korkudan camdan atlamış. şok oldum. ne kadar çok korkmuş olacak ki, camdan atlamış ve cam da kaslarını kesmiş, Bugün ameliyat olmuş. Tabii Bizim konyalılar yaşamları boyunca deprem görmediği için, deprem değil panik zarar verdi.
Ne diyelim Allah beterinden korusun...

5 Eylül 2009 Cumartesi

RENK RENK UMUTLARIM


Umut ve hayal arasında ki keskin ince bir çizgideyim.
Hayallerim var içimde sakladığım, kimse ile paylaşamadığım. Paylaşamadım çünkü umudumu kaybetmekten korktum. Çünkü bazılarına göre, fazladan üzerimde taşıdıklarım vardı. taşımam ağır geliyordu. Nedenini bilmiyorum! Sorgulasam da anlamıyorum, Anlamak istemiyorum da zaten. Bende bundan dolayı sakladım duygularımı işte. Kırılmıştım bir kere. Toz pembe hayallerime siyah güneş gözlüklerimi takmak zorunda kaldım.
Sitemli olsam da içimde filizlenmeye hazır bir umudu her zaman taşıyorum. Biliyorum ki "Rahman" karanlığın en zifir anında çıkarıverir seni gündüze. Bir bakmışım ki alabildiğine renkler var önümde. Ki güneş her zAman doğudan doğmuyor mu? Topraktan filizler yeşerip mahsul vermiyor mu? Şüphem yok elbette. Ellerimi açıp kapattığım zaman gözlerimi pembe, mor, yeşil, mavi...renk renk dualarım var. Hiç şüphem yok ki bir gün gökkuşağım olacak.
insanın elinen geleni yapıp tevekkül etmesi kadar güzel bir hal yok. Eminim kalbimin içindeki tozlu sandıkta umut ettiğim hayallerim bir şekilde benim için gökkuşağı olacak eminim, inanıyorum. Sonuna kadar.
TUBA DURSUN

1 Haziran 2009 Pazartesi

İSTANBUL İSTANBUL İSTANBUL



İyi ki içindeyim. İyi ki içimdesin.
Sen bana Fatih'in hediye ettiği incisin.
Sen taşırsın yükümü, bilirsin hüznümü,
Ve yine sen şahit olursun mutluluklarıma.
Dert ortağım İstanbul.
Yorgunum senin gibi İNCİ TANEM.
Ama senin yorgun bakan gözlerin bile,
huzur verir, ısıtır içimi.
hırçınlığını kıyılara vursan da,
boğazda akıtsanda göz yaşlarını,
Bu hayat ANLAMAZ seni,
onlar meşguliyetler diyarındadırlar çünkü,
göremezler seni.
Emirgan'da,Çamlıca da anlatsanda derdini korulara.
taşıyamaz acını döker yapraklarını.
Ben hissedebiliyorum hüznünü acılarını.
ikimizi ortak noktası belki de bu vuslattır.
yalnızssın bilirim.
son gemide kalktı biraz önce limanındn.
sevdiklerin seni birer birer terk etmiştir.
ben de senin gibi sana açtım kollarımı sana,
Üşüyorum İstanbul,
ihtiyacım var kanatlarına.
al beni içine uyuyayım senin sıcaklığında.
Son nefesime kadar uyandırmasın kimse.
rüyalarımda tek sen ol.
yarım kalan yalnızlığı seninle tamamlayayım.
Hayat'ın yalanlarından umutsuzluklarından iki yüzlüLÜğünden uzak
Sadece senin beyazlığın ve saflığın olsun.
Uyandırmasınlar beni.
seni hissedeyim damarlarımda,
seni yaşayayım.
Sonsuza dek...

TUBA.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

UYUMAYA SESSSİZ KALMAYA DEVAM!!!

FİLİSTİN İN YALNIZLIĞINA SON VERİLSİN ARTIK. DÜNYA SUSKUNLUĞUNDAN UYANSIN. TÜM DÜNYA İSRAİLE SEYİRCİ KALMAMALI!!! ÖZGÜRLÜKLER DİYARI!! AMERİKA IRAK A GİRERKEN FİLİSTİN'E KARŞI KULAKLARI TIKALI GÖZLERİ KAPALI! YADA BİR ZAMANLAR FİLİSTİNE YAHUDİLERİ DOLDURAN İNGİLTERE!!NAZİLERİN YAPTIĞINA KARŞILIK SUSMAKTIR DİYORDUR BELKİ ALMANYA!!HER ŞEYE ARACI OLAN FRANSA NERDE, BİR ÇIKARI MI YOK !! BM NERDE! HER ŞEYE ADLET GÖTÜREN AVRUPA BİRLİĞİ NEDEN SUSKUN!!!PEKİ YA İSLAM DÜNYASI ONLAR NEDEN SESSİZ? NEDEN FİLİSTİN YALNIZ ÖLÜMÜ BEKLİYOR!! NEYİN BEDELİ !!! 1930 LARDA SİYONİZMİN DEDİĞİ GİBİ TOPRAKSIZ HALK, HALKSIZ TOPRAĞA GİDECEKTİR, DEDİKLERİNİ YAPIYORLAR. UYUMAYA DEVAM....

12 Mart 2009 Perşembe

SOYKIRIM İDDİALARI ASILSIZDIR!


Soykırımı iddiaları asılsız



Amerikalı soykırımı tarihçisi Guenter Lewy Aksiyon’a önemli açıklamalarda bulundu. “Soykırımı kararlarının hukuki bağlayıcılığı yok.” diyen Lewy’e göre, Osmanlı’da bırakın Ermeni soykırımını, bunun niyeti bile yoktu. “Tarihi parlamentolar değil, biz yazacağız.” diyen Lewy, Ermeni soykırımı kararlarının Türk milliyetçiliğini kabartmak için ortaya atıldığını ileri sürüyor.


--------------------------------------------------------------------------------

Soykırımı alanında Amerika’nın önde gelen akademisyenlerinden biri olan Prof. Dr. Guenter Lewy, “Osmanlı Türkiye’sindeki Ermeni Katliamları: Tartışmalı bir Soykırımı-The Armenian Massacres in Ottoman Turkey: A Disputed Genocide” isimli kitabıyla Ermeni soykırımı iddialarının çürük delillere dayandığını ortaya koydu. Üstelik bunu Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD başta olmak üzere 17 ayrı ülkenin parlamentosunda soykırımı tanınsın karar arı açıklanırken yaptı. Kuşkusuz Lewy, 1915’te yaşananlar ve Anadolu’daki Ermeni olaylarıyla bugün ilgilenmeye başlamadı. 52 yıllık akademik hayatını soykırımı araştırmalarına adayan bir bilim adamının belgeler üzerinden ortaya koyduğu tespitler tartışma platformlarına daha yeni yeni taşınıyor. Massasuchets Üniversitesi siyaset bilimi öğretim üyesi Guenter Lewy’nin, kitabında ulaştığı sonuçlar başta Ermeni diasporası olmak üzere tarihçiler arasında tartışılmaya devam edecek. Ancak onun da dediği gibi “Tarih bilim adamlarının mutabakatı ve belgelerle yazılacak, parlamentoların kararlarıyla değil.” Gazi Üniversitesi ve Avrasya Bir Vakfı’nın davetlisi olarak ikinci kez Türkiye’ye gelen Lewy ile Ankara’da Estergon Kalesi’nde kitabını ve Ermeni soykırımı iddialarını konuştuk.

-Kitabınızdaki temel iddia nedir?

Soykırımının ne olduğu ya da olmadığı değil önemli olan. Benim amacım soykırımı neydi ne değildi sorusuna girmeden; neden, niçin ve nasıl 1915 olayları oldu bunu ortaya koymak. Bu trajik olayları böyle daha iyi anlayabiliriz. Son kitabım bu iddiaları ortaya koymak adına yapılmış bir başlangıçtır.

-‘Soykırımı merkezli tartışmalar’ yerine olayların ve ölümlerin sebeplerine yönelik inceleme ve araştırmaları tavsiye ediyorsunuz. Neden?

Olayı kategorilere ayırmak en büyük hata çünkü. Kategoriler yerine olayın kendisini anlamak lazım. Neden, niçin ve nasıl oldu? Bu soruların cevabı verilmeden olayı bir kategori içine sokmak kesinlikle doğru değil. Soykırımı kavramı olayı anlamamıza yardımcı olmuyor. Tam tersine, fikir alışverişini ve karşılıklı görüşmeleri önlüyor. Çünkü soykırımı kavramına takılan kimse hadisenin neden, niçin, nasıl olduğu üzerinde durmuyor. Oysa asıl önemli olan bu. Bir başka tabirle soykırımı kavramı olayı anlamamızın önündeki en büyük engel. Eğer biz bunu bir tarihsel olay olarak ele alırsak, bu hem Türk hem Ermeni tarafının birbirlerini ve yaşananları daha iyi anlamalarını sağlayacak sonuçlar doğuracak.

-Hangi devletlerin arşivlerini inceleme fırsatı buldunuz?

Amerikan, Türk, Alman, Rus, İngiliz arşivlerini gördüm. Ermeni arşivlerine de ulaşmak isterim tüm detaylarıyla. Taşnak arşivleri çok önemli. Tarih araştırmaları tek belge üzerinden yapılmaz zaten, kesinlikle kıyaslamalar yapılmalı.

-Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni ölümlerinin Osmanlı hükümetince önceden planlanmış ve kasıtlı katliamlar olduğunun kanıtlanmadığını makalelerinizde yazıyorsunuz. Genel hatlarıyla bunun için delilleriniz nelerdir? Osmanlı’daki yer değişiminin (tehcir) soykırımı olmadığının bazı somut delilleri var. Bunlardan biri İstanbul, İzmir, Halep’teki Ermenilere bu olaylar sırasında dokunulmuyor. Bu Hitlerin Berlin ve Münih’teki Yahudileri rahat bırakması gibi bir şey. Bu mümkün mü? Eğer soykırımı olsa buradakiler de yok edilirdi. İkincisi -ki bazı Ermenilerin yeni yeni tartıştığı bir konu bu- Osmanlı Hükümeti’nin Ermenileri ölüm yolculuğuna çıkardığı söyleniyor. Yolculuk zordu, şartlar zordu. O dönemde ulaşım imkanları son derece sınırlıydı ama mali imkanları olan Ermenilere demiryolunu kullanma imkanı tanındı. Yani burada amaç Ermenileri öldürmek, yok etmek değildi. Öyle olsa bunlara izin verilmezdi.

-Bu yönde başka deliller var mı?

Soykırımı için gereken planın olmadığını gösteren bir başka delil ise göç ettirilen Ermenileri korumak için jandarmanın görevlendirilmesi ve bunların görevlerini yapması. Bazı jandarmaların başlarındaki komutanlardan dolayı saldırgan olduğu, olumsuz sonuçların çıktığı da vaki. Çerkezler ve Kürtlerin konvoylara saldırması, jandarmayla işbirliği yapması gibi şeyler var. Bu açıkça Osmanlı merkezî otoritesinin bir planının olmadığını, ama yerel koşullara göre Ermenilere farklı muameleler yapıldığını ortaya koyuyor. Ana hatlarıyla bu üç delil soykırımı niyetinin bile bulunmadığını gösteriyor.

-Tehcir ya da soykırımı iddiaları tartışılırken en çok rakamlar gündeme geliyor. Sizce 1915 olaylarında ölenlerin sayısı gerçekte nedir?

Savaştan önceki Ermeni nüfusu ile ilgili kesin bir rakam veremiyoruz. Çünkü bu tartışmalı bir konu. Fakat benim araştırma ve kaynaklardan çıkardığım sonuç, savaş öncesi Ermeni nüfusunun 1,6 milyon kişi olduğu, bunun yüzde 40’ının çeşitli nedenlerden öldüğüdür. Ölüm nedenlerinden birincisi yaygın hastalıklar, ikincisi kasdî öldürme, üçüncüsü açlıktır. Bu üç nedenden dolayı 600 bin civarında Ermeni ölmüştür. Ama bu ölümlerde soykırımı kastı ya da buna ait deliller yoktur.

-Kimilerine göre sıra dışı bu bilimsel tespitlerinizi Ermeni lobisinin en etkin olduğu yerlerden birinde, ABD’de yapıyorsunuz. Bu teziniz nasıl karşılandı? Tepkiler yok mu?

Amerika’daki en büyük sorunum beni dinleyecek adam bulmakta zorlanmam. Tezlerimi anlatacak ortam ve kişi bulmakta zorlanıyorum. Çünkü benim görüşlerim, sorunuzda da belirttiğiniz gibi genel eğilime ters. Soykırımının olmadığını söylüyorum. Kitabımı basacak yayıncı bulamadım ilk zamanlar. Sonunda Utah Üniversitesi neşretti.

-Soykırımı yok dediğiniz için tehdit alıyor musunuz? Radikal Ermenilerden korkuyor musunuz?

Hayır, korkmuyorum. 1980’li yıllarda daha çok Türk diplomatlara yönelik silahlı saldırılar yapmışlar. Tamam bu doğru. Ama bugünlerde silahtan çok kalem kullandıklarını görüyorum (gülüyor), o yüzden problem yok. Ben bilim adamıyım, işimi yaparım.

-Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye’nin AB üyeliği için Ermeni soykırımının tanınması ön şarttır’ mealinde bir karar aldı. Bu konuda AP ve bazı ulusal parlamentoların aldığı kararların hukuki bir değeri var mı?

Bence bu tarihî bir konudur. Parlamentoların işi değil. Fikir beyan edemezler bu konuda. Hukukî bağlayıcılığı da yoktur. Parlamentolar bundan kaçınmalıdır. Akademisyenler de açık uçlu ve dış baskılardan uzak olmalı. Tarih, tarihçilerin mutabakatıyla yazılmalı, parlamento kararlarıyla değil.

-Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın iki ülke arasında tarihçilerden meydana gelecek bir komite oluşturulması teklifine Erivan’dan olumlu cevap alınamadı. Teklifi ve sonucunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu çok heyecan verici bir teklif. Bence başbakanın bu yöndeki girişimi yerinde bir görüş. Olması gereken de bu. Onların bu cevapsızlığı sürpriz değil. Diaspora’daki Ermenilerin bu teklifi neden olumlu karşılamadıklarını da anlıyorum. Çünkü onlara göre herhangi bir tartışma olması için soykırımını Türk tarafının kabul etmesi gerekiyor. Türk tarafı buna zorlanıyor. Böyle düşünüyorlar. Ancak, tarihî konularda görüş alışverişinde bulunmalı. Bunu ihmal etmeye iki tarafın da lüksü yok.

-Ankara-Erivan arasında siyasi ilişkiler dondurulsa da iki ülkenin karşılıklı olarak yıllık 50 milyon doların üstünde dolaylı ticaret hacmi gözleniyor. Sivil inisiyatif, işadamlarının girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sivil diyalog ve ticari ilişkinin olması çok güzel. Umarım politikacılar ve bilim adamları da aynı ihtiyacı görüp bu adımları atabilirler.

-İki halk arasındaki problemlerin çözümünü nerede görüyorsunuz?

Hazır bir cevabım yok bunun için. Ankara’ya gelirken daha iyimserdim. Ancak gördüm ki, bu sorunun çözümü çok kolay olmayacak. Türkiye’de bu konuda ciddi bir milliyetçi kabarma var. Bunu AP girişimleri ve Diaspora’nın Başbakan Erdoğan’ın tekliflerine olumlu cevap vermemesi nedeniyle yükselen bir milliyetçilik olarak görüyorum. Bunu Ermeniler de oturup düşünmeli. Karşılıklı kapıların açılması ve ilişkilerin sürmesi için Başbakan Erdoğan’ın önerisine belirli olumlu cevaplar vermek zorundalar.


GUENTER LEWY KİMDİR?

1923’te Almanya’da doğdu. Nazi Rejimi’nin ortalığı kavurduğu yıllarda 10 yaşındaydı. Baskılara dayanamayarak ailesiyle 1939’da Filistin’e, oradan ABD’ye göç etti. İkinci Dünya Savaşı’nın en acı sonuçlarından biri olan Yahudi Soykırımı’nda akrabalarını, en yakını olarak amcalarını kaybetti. 1953 yılında Columbia Üniversitesi’nde akademik hayata adımını atarken, kendi tabiriyle ‘arkasında bıraktığı acı anılar onu tarihin, tarihçiliğin kucağına itti.’ Almanya ve İspanya’da o dönemde yaşananlarla ilgili kitaplara, onlarca bilimsel araştırma ve makaleye imza attı. En son Ermeni Soykırımı iddialarının delilsiz olduğunu ortaya koyan kitabını yayımladı. Halen Massasuchets Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olarak görevini sürdürüyor.

AKSİYON DERGİSİ 2005 SAYI 573. 2005

22 Kasım 2008 Cumartesi

merhaba güncem...
bugün kursa gitmedim. malum sınav var. arkadaşımın babasına dua ediyorum. umarım sağlığına kavuşmuştur... bu arada enrique ıglesias ın şarkı sözleriyle bugünlük veda ediyorum sana;=)

IF I ??
I go back to the moment I saw
Do you goodbye no matter how hard I tried
I can't live without you in my life

Maybe you say you still want me
Maybe you say that you don't
Maybe we say it was over
Baby I can't let you go

I walk around couldn't understand
Where we were wrong and I can't pretend
It wasn't me it wasn't me
But I'm convinced we gave up too soon

Maybe you say you still want me
Maybe you say that you don't
Maybe we say it was over
Baby I can't let you go

Nothing that you lose was up to losing you
There's nothing I can take
When I run to you, when I come for you,
You tell me I'm too late

Maybe you say you still want me
Maybe you say that you don't
Maybe we say it was over
Baby I can't let you go