19 Kasım 2009 Perşembe

İlkbahara Merhaba

İngiliz hoca sınıfı gezmeye başladığında, çakır gözleri ile karşı karşıya kalmıştım; uzun bir müddet önümdeki, küçük yazılı, kıvrışık,yırtık pırtık not defterine baktım.Başımı kaldırdığımda hala hocanın yüzünü seyrediyordum.

Ela gözlü, kaşları ince, teni beyaz ve temiz bir yüz, saçları siyah ve ortadan ayrılmış, sanki martının gökyüzüne uçuşunu hatırlatan bereketini görmekteyim.

Kaldığım yurt,Anadolu yakası, Çamlıca tepesinde idi; etrafı küçük dükkanla dolu, arnavut kaldırımlı, dar İstanbul sokağı. Bu dükkanlardaki, gür sesli, yerli, ve dürüst esnaflar, kar kış dinlemeden, kapıların önüne çıkar, insanların önüne geçer, dükkandaki ürünlerini överek yoldaki insanları etkilemeye çalışırlardı.

Yalnızlığın bir sitemi vardır. Bunu ancak, yaşadığınız zaman, o hasret odasında duyarsınız. Soğuk kış gecelerinde esen, sert,soğuk ve acı ses...Birden üşüyen kalbinizde bu rüzgarı ve bu sesi işitirsiniz. ve esip geçen yerden, savrulan kurumuş ölü yaprakların içinize biriktiğini duyarsınız.

Görüyorum ki, Hayat'ın pembe gözlüklerinden arasıra, güzel, anlamlı yapmak istediğimiz hedefler şerit gibi geçiyor, insanlar pembe gölüklerini hiç çıkarmak istemiyorlardı...

Ümidim, hayalimde ki pamuk prensesi olmak, korkum,bu pamuk prensesin, zehirli elmayı yemesi.

Cennetin ırmaklarından su yerine şarap akar. Cezbedici, İnsanın aklını başından alan bir iksir. Bu ırmakların yanından geçerken, etrafta ipek entarilerin içinden süzülen ceylan gözlü huriler. Arkalarından tütsülenen miski amber kokusu büyüleyici bir iç çekiştir.

Şimdi Düşündüm ki, kuşların göç edeceği yerlerde, ağaçlar baharı beklemiş, yeşil elbiselerini giymiştir. Sallanan pamuk bulutları yerini güneşe bırakarak elveda derken, çiçekler güneşin parlaklığına gülümsemektedir